MASUMİYET YAĞMURU

axeno-hjjds (11)

   Yağmur bana her zaman çocukluğumu hatırlatır. Sesi, o güzel kokusu masumiyetten bir damladır benim için.

   Ne kadar da masum ne kadar da pervasızdık çocukken. Ne kin, ne nefret, ne öfke, ne önyargı, ne düşmanlık… Hiçbir kötülük uğramazdı kalbimize. Herkesle arkadaştık. Herkes oyunumuzun bir parçasıydı. Birimizin bir yeri kanadığında, diğeri de bir yerini kanatırdı ki kanlarımızı birleştirip kan kardeşi olabilelim. Böyle saf düşüncelerimiz vardı bizim.

   Peki şimdi ne oldu? Ne oldu da birbirimizin kanını döker olduk? Ne zaman bu kadar kötülükle doldu kalbimiz? Ne zaman nefretten kör oldu gözlerimiz? Kim kirletti o saf çocuğu?

   Keşke özümüzden bu kadar uzağa düşmeseydik. Keşke her zaman çocuk kalabilseydik…

   Yağmurların kalplerimizi temizlemesi dileğiyle…

H.

Reklamlar
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

SESSİZCE SUSTUK

niños_jugando_aire_libre

Evrene derin bir sessizlik hükmü verilmişti. Ve bu hükmü veren bizi çığlık çığlığa susturuyordu. Her şey sessizce yitiriliyordu. Kavramların hayasızca çarpıştığı yerlerde çocuklar ölüyordu. Sessiz bir ölümdü bu. Meşru acılarımız vardı. Ağlanılası gayrimeşru acılar… Belki de bu yüzden sesimizi çıkartamıyorduk. Ölenlere ağlayamıyor kalanlara başsağlığı dileyemiyorduk. Elbette ki suçlu biz değildik. Bizler en masum en mazlum insanlardık. Nihayetinde tüm bu acıların suçlusu onlardı biz değil. Her şeyi yapan işaretli çocuklar vardı evrende. Şayet bizden biri hata yapmışsa bu onu suçlu duruma düşürmezdi. Ya aldatılmış yahut oyuna gelmiş olurdu. Bizler elindeki baltayla putları yıkmak için bekleyen İbrahimlerdik. Sadece elimizdeki baltalarla putları yıkmak için beklerken kendimizi putlaştırmıştık. Bizler ki yokuş aşağı tırmandığı hayatın verdiği acıları yokuş yukarı yuvarlanarak katmerleştiren gariban insanlardık. Verilen hükme uyup sesimizi kesmiş bizlerin ne suçu olabilirdi ki ?  Ferman acıların üstünü örtmemişti. Görüyorduk.. Duyuyorduk… Ve her şeyi biliyorduk…

Üşümeyen vicdanlarımızla birlikte sessizce sustuk..

Emine KASAK

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BİLENMİŞ YAZILAR

maxresdefault

Adınla başlayan her şiiri bir bir yaktım şimdi. Başladı günüm geceye.. Ve yakmak için bir şiir daha. Mütemadiyen iç çektiren hatıralara gözyaşlarım kristal izler bırakır. Dökerim ortalığa istikrarlı acıyışları, küf yasları.. Harf harf dikerim yine  yaralarımı.. Sahi, nedir bu göğsümün orta yerinde oluşan oyuğun nedeni? derinlerinde peyda olur kör bir bıçak tamda bu saatlerde. Büyütür, daha da büyütür.. Malum oldu mu sana da tahammül sınırlarını zorlayan sabrım.. Mühim değil; kapılar duvar, sığınaklar siper şimdilerde…

Seven yanlarım duman tüter. Dönemeçte birine rast gelirim, benzetirim sana, gidişine.. Mateme bürünür yürüdüğüm yol. Freni patlak araba gibi çarparım bir yere. İrkilirim, sen değilmişsin yine… Ve yine… Bir kaza sonucu ciğere saplanan şarapnel parçası gözlerin. Gibi diyemem, fazla. Bilemem, faili meçhul cinayet belkide. Yastığıma düşen her damla can verir. Kalemimden çıkan her sözcük adını kusar sayfama.. Sen buna sevmek dersin, ben hezimet. Sesin kulaklarımda, şarkıları bir bir infilak ederim. Ay bu gece hüzzam şarkılar çalamaz.

Anladım da üstelik, kalamayışını.. Gitmezsen değerin düşerdi. Söyleyemediklerim küfür gibi, anlayamadıkların ölüm.. Benim güzel yenilgim, yenilgiyle sonuçlanan dünyalık zaferim. Kokuşmuş şehrimi memleket kokusuna çevirenim, kursağımdaki hevesim; bir gece düşersem aklına, düşünmeden uyu

güneşe

daha var.

Müsade et, bu dünyayı kilitleyip çıkışımı vereyim. Seversen ansızın bir gün birini, yanma benim gibi

cehenneme

daha

çok var.

Elif Önsür

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Peki Ya Şimdi Ne Oldu Bize?

window-flower-box

Ah ne güzelmiş Osmanlı zamanında yaşamak… Ne kadar inceymiş, ne kadar güzelmiş o zamanın insanları. İnsanları gibi insanlıkları da güzelmiş. Şu an her duyanı kıskandıracak kadar hassaslarmış dönem insanları.

Bir evin önüne konulan çiçeğin renginden nasıl davranmaları gerektiğini anlarlarmış. Sarı çiçekmiş her geçenin “ Allah şifalar versin” deme sebebi, sesini kısıp dualar ile yoldan geçme sebebi. Evin içinde hasta olduğunu gösterirmiş sarı çiçek… Kırmızı çiçekmiş yoldan geçen erkeklerin yüzünü eğme sebebi, evin önünden geçerken laflarını seçerek kullanma sebebi. Evin içinde genç kız olduğunu gösterirmiş kırmızı çiçek..

Her yerde sadaka taşları bulunurmuş. Zenginler elindekinin fazlasını bırakır, fakirler ihtiyaçlarından fazlasını almazmış. Bundan dolayı Osmanlı Devletinde fakir kimse kalmazmış.

Peki ya şimdi ne oldu bize?

Ne kararttı bu kadar gözümüzü?

Nasıl kaybettik bu hassasiyetleri ?

Dedelerimizin kurduğu bu güzel sistemi nasıl bu hale getirdik?

Daha çok kazanmak amacımız oldu. Her şeyin fazlası en iyisi oldu. Elimizdekini paylaşmaktansa çoğaltmaya çalışmak felsefemiz oldu.

Zenginler zenginleşti… Fakirler fakirleşti…

Bir araba yetmedi, bir araba daha aldık. Bir ev yetmedi, bir ev daha almaya çalıştık. Kardeşimiz ne yer ne içer diye düşünmeden masayı donatmayı öne aldık.” Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen peygamberin komşusunun açlığını bırak adını bilmeyen ümmeti olduk.

Biz böyle kaybettik inceliğimizi…

Belki de bu yüzden sızlattık atalarımızın kemiklerini…

Hilal ÖZAYDIN

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BELKİ DE..

11182207_1674747369407452_8278289319290785503_n

Yaşamak her insanın farklı nedenlerle yarına umutla bakma sebebidir. Mutlu olmak, sevmek ve sevildiğini bilmek yarına devam etme sebebidir. İnsan sebebini bilmeden yaşar bazen. Bazen de yaşamak istemez çünkü bir sebebi yoktur hayatta. Nasıl yaşadığını bilmeden yaşar. Umutla yaşar, hüzünle yaşar, yorgun yaşar. İnsan tutsaktır yorgunluğa. Her durumun sonunda vardır muhakkak. Yorgunum…İzahı yoktur bu kelimenin artık. En fenası da nedir biliyor musunuz? Kulaktan dolma, yalan yanlış bilgilerle hatta dedikoduya dayanan fikirlerle insanı yargılamaktır. Ne yazık ki bu itibarlı insanlarda dahi karşımıza çıkan en mekruh vaziyettir. Bir insanın gururunu kırmak, inancını küçümsemek ve onu yargılamak sadece düşünce özgürlüğünden yoksun bireylerin kendilerini müdafaa etme biçimleridir. Keşke herkes yaşama hürriyetini savunmanın bilincinin aslında okumak kadar ucuz ve zahmetsiz olduğunu benimseyebilse. Keşke bu mesuliyeti yorgunluk için makul olarak görmese, o zaman hakikatin yolunu bulurdu belki de…

CEMİLE UZUN

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BAKIŞ AÇISI

pushistyy_oduvanchik_3888x2592

Beyaz kağıda bir nokta koyun. Sonra kağıda bir bakın. Ne görüyorsunuz?    Genelde cevap hep aynıdır: siyah bir nokta. Ama kimse iyi tarafından bakmıyor. Orada koskoca bir beyazlık var. Buna saplantı mı dersiniz yoksa başka bir şey mi bilemem ama bildiğim tek şey bakıyoruz ama görmüyoruz. Hep küçücük noktaya takılıp kalıyoruz.    Bir de o noktaya sabit bir şekilde bakın. Gitgide gözünüzde büyüyecek. Bir an olacak ki o kağıt size simsiyah olacak. Takıntı yapmayın küçük şeyleri. Çerçeveye büyük bakın. O noktaya takılırsanız ileriye asla adım atamazsınız. Küçücük bir nokta sizde böyle bir etki yaptıysa büyük bir engelle karşılaştığınızda hemen savrulursunuz. Unutmayın ki sert rüzgarlar zirvelerde eser ve bu zirveye ulaşmak istiyorsanız asla küçük şeylere takılmayın. Yapacağınız tek şey o noktayı görmek ve bir daha o kadar ufakta olsa o noktayı koymamaya çalışın. Siz o noktaya takılmazsınız ama zirveye ulaştığınızda o noktaya takılacak çok kişi olacaktır.    Nokta deyip geçmeyin. Bazen koskoca bir cümleyi bitirir, bazen bir insanın hayatını…

Abdülkadir CEYHAN

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

SONRA ÖLÜM VAR DEDİM

tumblr_niluacA9U61u7s01jo1_1280

Güneş tüm güzelliği ile şehrin üzerine vuruyor. İnsanlar telaşlı, yüzler asık. Herkesin bir telaşesi bir derdi var. Bataklıkta açan bir çiçek gibi gülen yüz nadirde olsa asık suratlar arasından seçilebiliyor. Aydınlık iyi ve kötü olan her şeyi gözler önüne seriyor.

Neden tebessüm etmeyi unutmuş gibi geziyoruz ortalarda? Neden elimizde olanlar mutlu olmamız için bazen yeterli olmuyor? Ve neden hep bir telaş hep bir koşuşturmaca içindeyiz? Yaşamak için biz buna mecbur kılındık belki. Herkesle sürekli bir yarış içine girmek zorunda kaldık. Okulda, iş hayatında… Ama bizde sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Elimizdekilerle mutlu olmayı kenara bıraktık hep sahip olamadıklarımızı kafaya taktık. Kendi dertlerimizde boğulup bizden daha kötü durumda olanların halini anlayamadık. Bu yüzden istediğimiz yeni ayakkabıları, hayalini kurduğumuz yeni arabayı düşündüğümüz kadar şükretmesini beceremedik.

Doyumsuzlukta birinci sırada okulu bitirip, mutsuzlukta master yaptık derken hayat bir şekilde akıp geçiyor. Bir gün er ya da geç hayatımızın ibresi ölümü gösterecek. Sonra durup düşündüm yarın bile dünde kalırken elde ettiklerimiz ya da edemediklerimiz öldükten sonra yanımızda kalacak mı? Gezinirken düşüncelerimde Barış Manço’nun şarkısında ki dizelerde kendimi buldum.

“Yaz dostum yoksul görsen besle kaymak bal ile
Yaz dostum garipleri giydir ipek şal ile
Yaz dostum öksüz görsen sar kanadın kolunu
Yaz dostum kimse göçmez bu dünyadan mal ile…”

İşte böyle dostum bir gün istesek bile gülemeyeceğiz, güldüremeyeceğiz.  Geçip giden ömrümüzden sonra ölüm var baki olan.

EBRU AÇIKGÖZ

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

KISIK SESLERİN BİR SAKIZLA HAYKIRIŞI

325901

Bizler kısık sesleriz

Minareleri sen ezansız bırakma Allah’ım

Bir kere yaşadık biz bu günleri ve acısı yaşayanların hala belleklerinde taze, duyanların ise yürekleri hala paramparça. Tekrarını yaşatmasın Allâh. Bugün bunu yaşayan bir sürü insan kapımızda aç, sefil ve ele muhtaç yaşıyor. İki farklı ses çarpışıyor her gün başkent sokaklarında. Biri vatanın gökten indiğini sanan ve kardeşlik elini cebinden çıkarmayan dıştan dolu görünen ama içi boş zümre diğeri ise elinde olsa kendini feda edecek 5 lirasının 3 ünü el açana veren zümre. Belki de arada kalanlara en iyi cevabı vatanından koparılmış annesini babasını kaybeden ufacık bir Suriyeli çocuk verdi geçen Ankara’nın göbeğinde, Kızılay AVM’nin önündeki otobüs duraklarında. Çocukluk işte, taksicinin birisi sakız çiğnerken yanına gidip sakız istedi, taksici, boş kutuyu gösterdi utanarak, boynu bükük ayrılırken bizim Suriyeli çocuk, 60 yaşlarında instagram filtresinden yeni çıkmış (öylesine toz pembe) bir teyze (yüzüne karşı teyze derseniz sanki küfür etmiş gibi tepki alırsınız) ‘Aman bunlarda geldi biz kendi karnımızı zor doyuruyoruz bunlara bakmak zorundayız bide’ dedi. Artık teyzeye mi sinirlendi yoksa vicdanı mı kabardı bambaşka bir teyze cebinden çıkardığı bir paket yüksek marka sakızı çocuğa verdi tamamen. Hepimizin beklediği şey, acaba çocuk ne yapacak? Ve 5 yıl boyunca gördüğüm hayat bilgisi dersini 10 saniyede tekrar anlattı bana o ufacık boynu bükük Suriyeli çocuk. Paketi önce taksiciye sonra kötü konuşan teyzeye ve otobüs bekleyen sıradaki herkese tek tek ikram etti. Çıt çıkmadı bir süre. Bir tane sakızla saatlerce konuşsan anlatamayacağın şeyi o teyzeye bir tanecik sakızla anlatıverdi. Yokluk içinde varlığı bulmakla uğraşan bir çocuk varlık içinde çoktan yokluğa gömülmüş bir insanın tamamen donmuş vicdanının altına kocaman bir ateş yaktı ki o buzun kırılma sesini biz en uçtan duyduk. Hepimiz vicdanımızı önümüze koyup düşünmemiz lazım. Vatanımızın ne kadar kıymetini biliyoruz? Ve biz o sakızın neresindeyiz? Duamı yeniliyorum

Bizler kısık sesleriz

Minareleri sen ezansız bırakma Allah’ım

Selam ve dua ile

MUSTAFA RASİM YÜKSEL

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

GECE YARISI..VAKİT UZUN..

25280

Gece yarısı…

Vakit uzun…

Kelimeler eşlik ediyor geceme. Şiir olmasa kim kimi anlardı ki? Yada anlamak söz konusu olduğunda nedir şiir? Bu karanlık dünyada belki de yalanın hüküm sürmediği tek yerdir şiir. Hislerin kelimelerle süslendiği en saf en temiz duyguların hükmettiği yerdir şiir. Her duygu şiirle anlatılır mı bilmem ama şiir en iyi yoldaş. Şiir sevgidir, hissetmektir, farklı bir açıdan bakmak ve anlamaktır , kelimelerle direnmektir tüm kötülüklere.

Söyleyemediğimiz yazamadığımız her şeyde saklıdır tüm gizler. Karşında duran değil gözünü kapattığında gördüğündür şiir.  Sessizliğimizi konuştururuz kelimelerle. Deniz ve gökyüzü ölmedikçe şiirde ölmez. Adresi yoktur şiirin ama o her kalbe gider.  ‘’Yazmasaydım deli olacaktım ‘’ diyen şair ne kadar da haklı.

Hepimizin hayatında şiir gibi yaşadığı insanlar vardır. Onlardan güzel şiir de yoktur zaten. Ruhumuza çok iyi gelen şiir gibi samimiyetler… Sana olan şiirler sen olduğun için güzel. Bir şiir yazarım içinde seni anlatan ama sen bilmezsin sana yazdığımı. Okursun sana yazıldığını bilmeden, sevilenin sen olduğunu bilmeden. Belki bir gün sırf bunun için yazarım. Bir gün okursun diye bir gün seversin diye…

FATMA UYANIK

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BİR BAYRAM DA SEN DÜŞÜN

sehidin-cenazesi-memleketinde

Yine şehit lodosları boğuyor bütün cemrelerimizi. Ülkemin dört bir yanında ‘Teröre lanet sloganları’ … Bir de bayramımız yaklaşıyor , en çok çocukların yaşadığı . Büyüklerin bayramı ise yavrusu, torunu kapıdan girdiği an baslar ya , peki ya şehit ailesi ? Ateş düştüğü yeri yaktı yine . Duyduk şehit haberlerini üzüldük, bir kaç gün 5 vakit Namazdan sonra 3 ihlas bir Fatiha gönderdik …Sosyal medyada küfürler ettik,  Sokağa çıktık sloganlar attık, evimizin balkonuna bayrak astık . Evet bizim yüreğimiz biraz da olsa ferahladı (!) peki ya ailesi ? Annesi , babası , kardeşi , eşi ve bu acıyı yaşayan belki de en masum yürek, yavrusu … Düşün ki bu bayram onlardan birisin. Annesi ol bir kez . Bak kapıya saatlerce , en sevdiği yemekleri yap ( yiyemeceğini bile bile ) … Komşudan duy telaşı , ‘oğlum geldi de çok şükür’  sonra da bir pot kırdığını farkederek başını öne eğip attığı o mahcup bakışı gör…Babası ol ya da . Bayram namazına gitmek için bekle oğlunu , beklemenin boş olduğunu bile bile…sonra yalnız git. Namazdan sonra ‘ Başın Sağolsun ‘ cümlesini belki 100 kez işit… Torununa vereceğin bayram harçlığını hazırla , bu sefer daha büyük bir yükle , hem baba ol hem dede … Ağla ama belli etme . En güçlü sen görün . Torunun elini öperken gözünden akan o bir damla yası diğer elinle sil o görmeden…Bir de eşi ol . Bayramlaşmak için bekle namazdan dönüşünü . Çocuklara güçlü görün , yokluğunu hissettirme . Tüm neşenle götür dedelerine… Kahvaltıyı hazırla , o sessiz masada bir ses bulmaya calıs cocukların hissediyor cünkü , engelle bunu . Sonra düşsün omuzların. Hepsi boş çünkü beceremedin… Hepsine kurdun az çok empati . Şimdi bir de yavrusu ol . O haberi aldığından beri ne konuştun , ne duydun , ne hissettin. Bugün buyram ! En güzel kıyafetlerini hazırlayabildin mi ? Harçlıklarınla ne alacağını planladın mı günler öncesinden? Tüm enerjinle uyanıp evdeki herkesi uyandırdın mi ? Yapamadın… Biliyorsun annen ağlıyor köşede görüp ne kendin üzül ne onu üz. Çıkamadın yatağından , yastığın hep gözyaşı. Herkesin sana rol yaptığını bilerek bir rol de sen yaptın ‘ ben iyiyim ‘ imajını verdin . Hz. Yusuf’un kuyusunda Hz İdris’in iğnesiyle yama yaptın içindeki boşluğa … Ama hissettiğin , bildiğin tek bir his var özlem..

     O an hiç bitmeyecek kadar dolar özlemler , yıkılır tabular, istisnası mavzere bulanır karalar bağlayan sancılar , dinmez acısına tuz basılan yaralara dair kalanlar. Önce hicazla başlar gece , sonra demini aldıkça makam değişir . Ağırlaşır, tınlar… O anı hatırlarsın , gecen bayramı. Ayrılasın gelmez o düşten. Kırmızı ısparta halıları üzerindeki göbekli kısımda Baba’nın sana öğrettiği oyun gelir aklına …rengarenk bilyeler …
    Birden hatırlarsın , düş bu , o yok artık , eskiye dair öğrendiğin son oyun da o . ‘Baba’ kelimesi içini ısıtırken , şimdi canını yakar oldu . Ne duymak , ne tekrarlamak istersin bir daha. Ama hep duyacaktın, içinden tekrarlayacaktın o kelimeyi. Nefretle dolacaktı için , anlamayacaktın , neden senin baban ? .  Senin baban gitmiş neden herkes ‘vatan Sağolsun’ diyor ? Neden baban da sağolmuyor ? Neden şehitler ölmüyor ? Neden baban bayrağa sarılmış? Anlamıyordun. Cünkü çocuktun …
      İçin karardı değil mi , belki derinden düşünenler ağladı bile … Ama suan hissettiklerinin bir parçası bile değil bu his , cünkü biz yaşamadık ve bunun farkında olarak düşledik. Onlar Yaşadı , yaşayacak.
       Geride bunları bıraktı şehidime kursun sıkan bu insanlıktan nasibini almamış , kahrolası eller. Biz kaldık geriye . Şehidimiz gitti bizim için.
                 VATAN SAĞOLSUN !
Fatmanur PİRİNÇ
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın